18 Mayıs 2010 Salı

Değişik Duygular

Şampiyonluk gününde çok iç açıcı bir başlık değil farkındayım.Bilmiyorum duygularım böyle davranmama sebeb belki geçer bir kaç gün sonra. Bundan önce alınan mağlubiyetler, çekilen onlarca çile sonrasında mağlub dönülen deplasmanlardan dönüşlerde edilen ve her seferinde bozulan bidaha maça gitmem yeminleri gibi.

7 Yaşındayım ilk maça gittiğimde açık kale arkasındaydım bügün olduğu gibi. Babamın elinde ''Türk-iş Bursa Temsilciliği Bursaspora Başarılar Diler'' pankartı omuzlarında ben, ilk defa geldiğim stadda olan biteni çözmeye çalısıyordum bir çoçuk saflığıyla . Adet öyleydi o zamanlar şimdinin anlamlı sözleri yerine bu tarz pankartlar vardı tribunlerde. 3 gün olmuştu daha öğretmenin okumayı öğrenen herkese taktığı kırmızı kurdelayı alalı.Bunun hediyesi olarak getirmişti mabede beni babam.Bundan dolayı olsa gerek staddaki her yazıyı heceleyerek okuyup babamdan aferim almak için yırtıyordum kendimi.

Sahaya çıkan iki takımından ilk sarı-siyah olanları daha çok hosuma gitmişti aslında ilk başta.Ama yeşil-beyaz formalı olanlar sahaya cıktığında cıkan gurultu ve babamın heycanını görünce direk budur dedim kendi kendime.O gune kadar bir kaç kez babamı radyodan maç dinlerken gördüğüm için maç başladığında hala biri çıkacakta maçı anlatacak butun stada diye bekledim salakca.

Maç başladı cokta birşey anlamasamda olan bitenden sahadaki sarı-siyah olanlar kalbimden yenmesini istediğim yeşil-beyaz olanları 4-1 yenmişti.O gune kadar çok üzüldüğünü görmediğim babamın o halini görünce yaşadığım duyguyu anlatamam. Aslında ben yeşil-beyaz formalı olanların 4-1 yenildiğine değil babamın üzülmesine daha çok üzülmüştüm.İnsanda şans olacak birazda nasıl başlarsa öyle biter derler ya bizimkide üzüntülü başlamıştı bir kere belliki üzüntülü devam edecekti.

Sonraları birkaç kez daha gittim maçlara babamla birlikte yaşımız küçüktü ama aklımız basıyordu biraz.Sonra işler tersine gitti koye donduk 2-3 seneliğine.. Cuma gunleri babam buyukorhana pazara gittiğinde ne alayım oğlum sana diye sorduğunda her seferinde birşey lazım değil baba desemde, dönüşte yeşil-beyaz birşeyler olurdu elinde .

Okul olmadığı zamanlar çobanlığa gittiğimde boş zamanlarda dağ başlarında hep kendi kendime oyunlar oynardım daha 11 yaşındaydım belki ama yinede iki ağaçın arasını kale yapar bazen yusuef olurdum bazen mususi bazen yalçın. Babamın radyosundaki spikerlerin anlattığı ses tonuna benzeterek sesimi , hem topa vurur hem maçı anlatırdım;
'' Yusuef pasını veriyor mususi topu alıyorrrrrr vuruyorrrrrr ve gollllllllllllll''.

Golden sonra kendimi saga sola atardım sanki gerçekten golu atmış gibi.Bazen dedemde gelirdi yanımda bu halimi gorunce oğul koyunlara çalımmı atılır , hem gol diye topa vuruyorsun sonra peşinden kosuyorsun gidip almak için. Bari yavas vur yorma kendini der nasihat ederdi. Ama çok kızardım sanki gerçekten mususi vuruyor gibi vurayım sert gitsin yeterki top; varsın arkasından kosayım yorayım kendimi diye dusunurdum.

O yıl ilkokul 5 i bitirdiğimin yazında babam bursadaki evi tamamladım sehire geri donecez dediğinde dunyalar benim olmuştu. Aslında şehire dönmek değildi beni bu kadar sevindiren köyde ufak bir dunyam vardı ama memnundum halimden sadece bir daha maça gidebileceğim kendi oyunlarımda taklit etmeye calıstığım oyuncuları bi daha görebilecektim bu dusunceydi beni mutlu eden.

Şehire geldiğimizde babamın ilk işi bir forma almak oldu bana yeşil yada beyaz tişort giymek yerine o kutsal formayı giydim hep ondan sonra.

1-2 sene sonra mahalledeki abilere yalvararak deplasman yapmaya başladım . Çoçukluktan delikanlılığa geçmenin verdiği bir delilik vardı bunyede herseyi yapabilirim sanıyordum o zamanlar. İlk deplasmana gidip o uzerimdeki formanın sadece Kutsal topraklar (Bursa ) içinde rahatlıkla giyildiğini ve sevildiğini başka yerde aslında o kadar sevilmedeğini anlayıp sağlam bir sopa yediğimde hayatta tribun diye birşey olduğunu ,tribunlerin kendi içinde bir raconu olduğunu yavas yavas öğrenmeye başladım.

Seneler geçtikce hem biraz daha olgunlaştım hemde daha fazla kapıldım bu sevdaya artık dunyam yeşil-beyaz hayatım bursaspordu. Tatilimde eğlencemde bulusmalarımda gezmelerimde herşeyim bursaspor için bursaspora göreydi.

Belki Bursaspor olmasa hiç tanışmıyacağım duvarları rutubetli, nem kokulu nezarethaneyle ilk tanıştığımda 16 yaşındaydım.Aklımda birazdan karakola beni almaya gelecek babama ne derim korkusu,yüreğimde şehri ve değerleri için gözünü kırpmadan catışmış,bir delikanlının gururu . O zamanlar öyle yaşanırdı bu coğrafyada sevdalar,saçları joleli pempe kazaklı tribunculer yoktu aramızda, ne kadar cesaretliysen o kadar daha bağlanırdın takımına ,hosuna giderdi insanların bu şehrin geçilmez olduğunu diğer renkten insanlara göstermek kutsaldı o zaman atkılar-formalar bu kadar coluk cocugun arka yapma sevdasına kurban gitmemişti teksas ismi. Zamanla ,tribunude öğrenmiştim, tribun içindeki dostu düşmanıda.Yaşıtlarım lise sıralarında hatıra defterlerine ''Bana Kalbin kadar temiz bu defterden bir sayfa ayırdığın için tsk ederimle'' başlayan cumlerle duygularını dokerken kağıda, ben en sert yerlere sevdamı kazımaya baslamıstım artık.Belki onlar kadar güzel kelimeler yazamıyordum ama bazen iki kelimeyi kazımak yetiyordu bana.''ÖLÜMÜNE BURSASPOR''..

Hiç başarı görmüyecek olmanın korkusu belki bu kadar saldırgan yapıyordu beni ,saha içinde sürekli bir başarısızlık hali olunca tribunde ve saha dısında ustun olalım isterdik.Şimdinin tam tersiydi durumlar,belkide tribunlerin şimdilerde bu halde olması saha içindeki başarıdandır kimbilir?.. Tribunle saha içi arasında hep bir ters orantı vardır hepte olacaktır.

Askerlik çağıma kadar hep vahsi ve cılgın saflıkların içinde oldum,O zaman çok mutluydum belki defalarca hata yaptım ama hiç bir zaman utanmadım ruhumuza cizilen o bursaspor bayragının resminden. Kırıldım defalarca belki ama kızmadım ,üzülmedim eğilmedim hiç bir zaman .Hep güldüm bizden ileri ve geri olanlara.

Askerde şırnakta soğuk taşın ustunde vatanı beklerken hep bursaspor sevgisi,birgun gelecek güzel günlerin hayali ısıttı yüreğimi.

En sıcak çatışmanın ortasında merminin insana nefes aldırmadığı zamanlarda bile ölüm gelmedi hiçbir zaman aklıma bursasporumu yanlız bırakmak ,güzel günleri yaşayamadan göçüp gitmek acıttı hep yüreğimi.


Askerden sağ salim dönüp 15 Mayıs 2004'de hayatdaki en buyuk acılardan biri saplanırken yüreğime daha çok yemin ettim bu takımı yanlız bırakmıyacam diye daha çok bağlandım bu takıma.

2004 de ikinci lige düştükten sonra 1.ligde oynamak değil mardinde,macunkoyde o formayı gormek daha cok koydu bana.Yinede yanlız bırakmadım ,puslu gecelerde soğuk deplasman otubuslerine kazıdım sevdamı her seferinde en içten duygularımla yürekten haykırdım ''CANIMMMMMMMM FEDA OLSUN SANAAAAAA'' ..Harbiden canımı feda edecek seviyordum lan.

Sonrası karagunler cabuk geçti, super lige dondu yeşil-beyazlı kutsal forma tam herşey yoluna girdi derken kader son calımını attı cocukken bile ayrı kalmaya dayanamadığım yesil-beyaz formadan,kutsal topraklardan ayırdı beni.

Gurbette olmanın zorlukları içinde elimden geldiğince yasattım içimde savdamı.

Tarih 16.Mayıs.2010 Saat 21:45 'i gosterdiğinde senelerdir uğruna binbir çile çektiğim bursasporum şampiyon oldu o an yaşadığım sevinci doğdum gunden bu yana hiç yaşamadım ölene kadar yaşıyacağımı sanmam. gözümden iki damla yaş süzüldü hayatımda ilk defa ağladım... Biliyorum normal değil ama düştüğümüz günde dahil daha önce hiç ağlamadım,ağlayamadım bu şerefsiz dünyada hatta bunun için tedavi olmaya gittiğim doktorlar bile bu durum sende piskolojik sen ağlamayı zafiyet olarak sartlamısın beynine omrunun sonuna kadar bu piskolojiyi yenmen cok zor,ağlaman imkansız demişlerdi oysa; demekki bursasporun sampiyonluğunu onlarda hesaplıyamamıştı.

Ama o mutluluk heycan gidince bügün nedendir bilinmez içimde karmaşık duygular yasamaya basladım.Şampiyonluk benim için her zaman hayaldi gerçekleşmesi mümkün olmayan bir masal.

Şuan nedendir bilinmez eskisi kadar yüreğim kıpırdamıyor görevi bitmiş ölümü bekleyen militan modundayım,saçma gelebilir belki ama hani bir kızın peşinden senelerce koşarsın onu elde edemedikce icindeki sevgi dahada buyur ama ne zaman o kızı elde edersin eskisi gibi onun peşinden koşarkenki huzuru , mutluluğu ve heycanı duyamazsın o kıza karşı benimkide o ruh hali biraz.

Hiç yorum yok: